Tarih boyunca insanlar hep bir değişim ve gelişim süreci içinde olmuştur. Ancak bazı dönemler vardır ki, bu değişim hızının katbekat arttığını görürüz. Yuval Noah Harari’nin Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens adlı kitabında verdiği örnek üzerinden düşünelim: 1000 yılında uyuyakalan bir İspanyol köylüsü, 1500’de uyandığında dünyayı yine tanıyabilirdi. Ancak 1500 yılında uyuyan bir denizci, bugün bir akıllı telefonun sesiyle uyansa kendini tamamen yabancı bir dünyada bulurdu.
Bu karşılaştırma, son beş yüzyıldaki büyük dönüşümü gözler önüne seriyor. 1500 yılında dünya nüfusu 500 milyondu, bugünse 8 milyara ulaşmış durumda. Sadece nüfus artışı değil, üretim ve enerji tüketimi de olağanüstü boyutlara ulaştı. Beş yüzyıl önce üretilen toplam mal ve hizmetlerin bugünkü değeri 250 milyar dolarken, günümüzde bu rakam yıllık 70 trilyon doları buluyor. Enerji tüketimi ise 13 trilyon kaloriden 1700 trilyon kaloriye fırlamış durumda.
Bu rakamlar bize ne anlatıyor? Öncelikle, insanın doğaya olan etkisi inanılmaz bir hızla artıyor. Daha fazla insan, daha fazla üretim, daha fazla enerji tüketimi… Ancak bu büyümenin bedeli de ağır. Doğal kaynaklar hızla tükenirken, çevresel felaketler, küresel ısınma ve ekolojik dengesizlikler her geçen gün daha da belirginleşiyor.
Peki, bu değişim insanı daha mutlu etti mi? Orta Çağ’da basit bir köylü, doğanın sunduğu sınırlı imkânlarla yaşamını sürdürüyor, büyük savaşlar ve kıtlıklarla mücadele ediyordu. Bugün ise teknoloji ve refah arttı ama insanın huzuru azaldı mı, yoksa çoğaldı mı? İşte en büyük soru burada.
Bu büyük dönüşüm karşısında insanlığın önünde önemli bir yol ayrımı var: Ya bu büyümeyi sürdürülebilir bir hale getirip doğayla uyum içinde yaşamayı başaracağız ya da tüketim çılgınlığı içinde kendi sonumuzu hazırlayacağız. Hangisini seçeceğimiz, gelecek nesillerin kaderini belirleyecek.
Mehmet Emin Kuş
YORUMLAR