Hayat boyunca başkalarına karşı nazik, anlayışlı ve destekleyici olmamız gerektiğini öğreniriz. Çocukluktan itibaren “Başkalarına iyi davran, empati kur, hoşgörülü ol” gibi öğütlerle büyütülürüz. Peki, aynı nazik ve anlayışlı yaklaşımı kendimize göstermek aklımıza ne kadar sık geliyor?
Öz şefkat, insanın kendisine yönelttiği sıcak, içten ve destekleyici bir tutumdur. Hata yaptığımızda kendimizi yargılamak yerine anlamaya çalışmak, zor zamanlarda iç sesimizi acımasız bir eleştirmenden şefkatli bir dosta dönüştürmek demektir. Ancak, özellikle sorumlulukları ağır olan bireyler – örneğin eğitimciler, sağlık çalışanları, ebeveynler – başkalarına o kadar çok destek olurlar ki kendilerini unutur, yıpranmış bir ruh haliyle yollarına devam etmeye çalışırlar.
Oysa kendimize gösterdiğimiz şefkat, başkalarına verebileceğimiz desteğin kalitesini de belirler. Çünkü insan, iç dünyasında huzurlu olmadığında dış dünyaya da o huzuru yansıtamaz.
Öz şefkat üç temel üzerine inşa edilir: farkındalık, nezaket ve insan doğasını kabul etmek. Öncelikle, hissettiklerimizi ve yaşadıklarımızı fark etmeliyiz. Sıkıntılarımızı görmezden gelmek ya da bastırmak, içimizde daha büyük yaralar açar. Sonra, kendimize yönelttiğimiz dili yumuşatmalıyız. İçimizde konuşan o sert eleştirmeni, dostça bir sese dönüştürmek mümkün. Ve en önemlisi, insan olmanın hata yapmak, zorlanmak, bazen düşmek demek olduğunu kabul etmeliyiz. Herkesin zaman zaman zorlandığını bilmek, kendimize yüklenmek yerine iyileşmemize yardımcı olur.
Bir gün kendinizi çok yorgun, tükenmiş ya da başarısız hissettiğinizde, en yakın arkadaşınıza nasıl davranacağınızı düşünün. Ona “Bu kadar güçsüz olma” mı dersiniz, yoksa “Bu zor bir dönem, kendine zaman tanı” diyerek destek mi olursunuz? İşte, öz şefkat tam da bu sorunun cevabında saklı. Kendimize, en yakın arkadaşımıza gösterdiğimiz anlayışı ve sevgiyi gösterebildiğimizde, hayat biraz daha kolay ve huzurlu olacak.
Unutmayalım, dünyaya verdiğimiz sevgiyi önce kendimize borçluyuz.
YORUMLAR