Reklam
Reklam
Hak, Hukuk ve Adalet: Türkiye'de Geldiğimiz Nokta
Emine Kurtboğan

Emine Kurtboğan

Hak, Hukuk ve Adalet: Türkiye'de Geldiğimiz Nokta

28 Mart 2025 - 11:24

Adalet, bir toplumun vicdanıdır. Hukuk, onun terazisi. Hak ise bu terazinin dengede durmasını sağlayan temel unsurdur. Ancak bugün Türkiye’de bu üç kavramın nasıl uygulandığı, toplum nezdinde nasıl algılandığı ve ne ölçüde işlevsel olduğu büyük bir tartışma konusu haline gelmiş durumda. Hukukun üstünlüğü ilkesi, olması gerektiği gibi mi işliyor, yoksa güçlülerin hukukuna mı dönüşüyor? Mahkemelerde adalet, yalnızca kanunların yazılı maddelerine göre mi sağlanıyor, yoksa siyasi ve ekonomik dengelere göre mi şekilleniyor?

Bir ülkede adalet mekanizmasının ne kadar sağlıklı işlediğini anlamanın en iyi yolu, sıradan bir vatandaşın hukuki süreçlerde kendini ne kadar güvende hissettiğine bakmaktır. İnsanlar mahkemeye başvurduklarında, sonucun güçlüden yana değil de gerçekten hakkaniyetle verileceğine inanıyorsa, o ülkede hukuk işler demektir. Ancak son yıllarda Türkiye’de yargıya olan güvenin giderek azaldığını gösteren araştırmalar var. Siyasetin hukuka müdahale ettiği, mahkeme kararlarının kamu vicdanında tartışmalı hale geldiği, bazı davaların hukuki süreçlerden çok siyasi dengelere göre sonuçlandığı yönündeki algı, toplumda giderek daha fazla yer ediniyor. Bu durum sadece adaletin zedelenmesiyle kalmaz; vatandaşların devlete olan güvenini de ciddi şekilde sarsar.

Özellikle hukuk önünde eşitlik ilkesinin zayıfladığına dair yaygın bir algı var. Bir kesimin adalete kolayca erişebildiği, diğer kesimin ise hak ararken türlü engellerle karşılaştığı bir sistemde hukukun üstünlüğünden bahsetmek mümkün değildir. Oysa hukuk, herkes için aynı şekilde işlediğinde güvenilir olur. Aksi takdirde güçlülerin hukuku, güçsüzlerin ise mağduriyeti kalıcı hale gelir. Adalet, sadece mahkeme salonlarında değil, hayatın her alanında hissedilmelidir. İnsanlar bir iş başvurusunda, bir devlet dairesinde, bir eğitim kurumunda ya da günlük yaşamın herhangi bir noktasında haklarının korunduğunu hissetmedikçe, adalet mekanizması tam anlamıyla çalışıyor sayılmaz.

Unutmamak gerekir ki adalet bir gün herkesin kapısını çalabilir. O yüzden adalet mekanizmasının sağlıklı işlemesini savunmak, yalnızca mağdurların değil, herkesin görevidir. Çünkü hukukun gerçekten bağımsız olmadığı bir ülkede, yarın kimin hangi haksızlıkla karşılaşacağını kimse bilemez. Türkiye’de hukukun üstünlüğü konusunda ciddi reformlara ihtiyaç duyulduğu açık. Yargının tamamen bağımsız hale getirilmesi, hâkim ve savcıların kararlarını verirken hiçbir siyasi ya da ekonomik baskı hissetmemesi gerekiyor. Hukukun siyasallaşması, sadece belirli grupları değil, uzun vadede tüm toplumu olumsuz etkileyen bir durumdur.

Bir ülkede ekonomi, eğitim ve sağlık ne kadar gelişmiş olursa olsun, eğer adalet mekanizması doğru çalışmıyorsa, gerçek anlamda bir kalkınmadan söz etmek mümkün değildir. Hukuka güvenin yeniden tesis edilmesi, adaletin herkes için eşit işlemesiyle mümkündür. Bunun için de şeffaf, erişilebilir ve bağımsız bir hukuk sisteminin inşa edilmesi gerekir. Adaletin bir gün herkese lazım olacağını unutmadan, hak, hukuk ve adalet kavramlarını gerçek anlamda hayata geçirmek zorundayız. Çünkü adaletin olmadığı yerde huzur da olmaz.

YORUMLAR

  • 0 Yorum